Fatiha Suresinin Anlamı

Fatiha Suresinin Türkçe Meali

Bismillahirrahmânirrahîm – Esirgeyici ve Bağışlayıcı olan Allah’ın Adıyla ﴾1﴿

Hamd (tüm övgüler, iyilikler, güzellikler, üstünlük ve erdemlilikler), Âlemlerin Rabbi, Rahmân (esirgeyici), Rahîm (Bağışlayıcı), hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) sahibi olan Allah’a mahsustur. ﴾2-4﴿

(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. ﴾5﴿

Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. ﴾6-7﴿

Fatiha Suresinin Anlamı ve Tefsiri

Bismillahirrahmânirrahîm

Fatiha Suresi Anlamı ve tefsirini okumanız Fatiha’yı detaylarıyla anlayabilmek için gerekmektedir. Elbette ki bir sure veya ayeti hakkıyla anlayabilmek için bu konudaki hadisler ve diğer ayetlerin ışığında değerlendirmek daha doğru sonuçlara ulaştıracaktır.

İlk ayetinde, hâmdin yani övgünün üstünlüklerin ve erdemliliklerin alemlerinin Rabbi olan Allah’a mahsus O’na özel olduğu bildirmektedir. Kuran-ı Kerim’in indirilmesinin ilk sebebi olan tevhid inancını yani Yüce Allah varlığı, birliği tek yaratıcı ve Rab olduğunu bildirmektedir.

Türk dilinde övmek ve teşşekür etmek, Arapça’da ise medih (methetmek) ve şükür sözcüklerinin hamd kelimesine yakın anlamları bulunmakta ancak bunların arasında bazı ince farklılıklar vardır.

Methetmek yani övmek bir iyiliğe karşı yapılmakta anca bu iyiliğin sahhibinin irade ve etkisi olsa da olmasa da övülebilmektedir. Bir kişinin kendi iradesinden kaynaklanmayan iyiliği sebebiyle övüldüğü gibi cömertlik ve cesaret gibi erdemliliğinden dolayı da methedilebilir. Hamd ise irade ve isteğin sonucunda oluşan iyilik ve güzellikler karşılık yapılır.

Şükretmek ve teşekkür etmek isteyerek yapılan bir iyiliğe veya ihsana karşılık olarak dil ile yahut başka bir şekilde uygun bir mukabele ile yapılmaktadır.

Bu mukabele hem Allah’tan gelen hem de insanlardan gelen iyilik ve güzelliklere karşılık olarak yerine getirilmesi gereken ahlaki bir ödevdir. Hamdetmek “elhamdülillah ve hamdolsun” gibi kelimler ile yapılır ancak bunun nedeni sadece iyilik ve ihsan  değil iradeye dayalı olan bütün iyiliklerdir. Bu anlamdaki hamd yalnızca ve yalnızca Allah’a yapılabilir. Çünkü kim olursa olsun yaptığı bütün iyilik ve güzellikler gerçek anlamıyla onların irade ve isteklerine bağlı değildir. Mahlukatın (yaratılanların) kendi isteklerine bağlı olan iyilik ve güzelliklerde gerçek anlamda Allah’ın iradesi vardır.

İnsanların irade ve isteklerine bağlı olmayan iyilikler ve güzellikler doğrudan Yaratıcının o kuluna fıtrat ve özelliklerini bahşetme kudretinin neticesidir.

Dolayısıyla gerçek anlamda hamdin tamamı Allah’a ait ve O’na mahsusdur.

Alem maddi ve manevi, görülmekte olan veyahut görülmeyen, bu dünya veya ahirette Yüce Rabbimizin yarattığı her şeye verilen isimdir. İnsanın gördüğü hissettiği ve bilgisiyle ulaşabildiği maddi varlıklar mülk ve şehadet alemi, görülemeyen madde ötesindeki varlıklar da gayb ve melekût alemi olarak adlandırılır.  Gayb aleminin tek sahibi Allah Teala Hazretleridir. Mülk aleminin ise mecazen başka sahipleri olabilmekle beraber gerçek sahibi Allah Teala’dır.Vahiy ile bilgiler göz önüne alındığında şehadet ve mülk alemi olarak tanımladığımız bu dünya ve evren gayb ve melekût alemine göre denizdeki bir damla, sahradaki bir kum zerresi kadar küçüktür. Günümüzde insan bilgisinin ulaşabildiği kainatın büyüklüğü akıllara hayret verecek kadar geniştir. Fakat tüm kainat gayb aleminin büyüklüğünün yanında bir damla kadar olması gayb aleminin ne denli büyük olduğuna aklımızın terazisi ile tartılamayacağını ortaya koymaktadır. O halde gayb ve melekût aleminin bu denli büyük olması ancak iman ve irfanla kavranmakta, bütün alemlerin sahibi olan, o alemleri yaratan, koruyan ve geliştiren Allah Teala’nın azamet ve büyüklüğü karşısında kula yakışan hayret haline ulaşılarak bu büyüklüğü karşısında kul secdeye kapandığında onun hayret hali huzur ve güven ile yakınlık ve tatmine dönüşür.

Rab sözcüğü söylendiğinde yalnızca Allah kastedilir. O’nun en güzel isimlerinden biri olmakla birlikte sahiplik, yaratıcılık ve terbiye edicilik özelliğini ifade etmektedir.

Ödül ve ceza (din) günün hakimi olarak çevrilen ayette dün günü ahiretteki hesaba çekme ve hüküm verme günü olarak Kuran-ı Kerim’de açıklanan başkaca ayetler  bulunmaktadır. -(örneğin İnfitâr Suresi 82/17-19. ayetler)

Allah Teala Hazretleri bütün zamanların ve zaman kavramına bağlı olmaksızın mutlak mâlik, hakim, sahip ve meliktir. Dünyada ise imtihan olmaları için yarattıklarına geçici sahiplik ve iktidar vermiş ancak gaflet içinde bulunanlar bazı zamanlarda Allah Teala”nın gerçek sahipliğini ve iktidarının bilincinde olmaya özen göstermemişler ve hatta imanı olmayan (kâfir) kullar ise bunu tamamen inkar etmektedirler.

Ahiret aleminde ise bu geçici iktidar ve sahiplik ortadan kalmış olacağı için Allah Teala’nın bütün malik ve melik sıfatları tüm azametiyle belli olacak, ortaya çıkacaktır. Bunun için Tek Rab olan Allah gerçekte ve görünürde maliktir.

Fatiha Suresinde başından “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.” ayetine kadar Kendisi ve sıfatları kainatın sonsuz sahipliği ve dünya hayatının sonuyla hesap günü hakkında önemli bilgiler veren Yüce Allah Teala Hazretleri bunları iman içerisinde anlayan ve şuuruna varan kullarında oluşacak olan duygulara ve düşüncelerin davranış biçimine tercüman olarak bu ayeti buyurmaktadır. Yukarıda anlatılan eşi ve benzeri olmayan sıfatlar Allah Teala’ya özgü olması nedeniyle ibadet ve yardım dilemenin O’na mahsus olması da iman eden kul açısından tabi ve normal hale gelmektedir.

İbadet, kul olmak ve tapmak olarak anlaşılmaktadır. İbadet kavramı içerisinde kemâlata ermiş anlamda sevgi, korku ve boyun eğme vardır. İbadetin temelinde ise bu üç tavır ve duygu birlikte bulunmaktadır. Kişi sevmediği veya sevse de korkmadığı ve yahut bunlar bulunsada boyun eğmediği yani emir ve yasaklarını kabul etmediği Rabb’ine hakkıyla ibadet edemez. İnsanların yaratılış sebebi Allah Teala’ya ibadet etmektir. Ancak insanlara ibadete cebri olarak zorlanmamış, imtihan olarak serbest iradesiyle yerine getirebilmesi yahut ihmal etmesi konusunda serbeslik verilmiştir. Tabii ki İlahi emirler konusunda bu serbestliğin karşılığında O’nun emirlerini yerine getirmeyenlere Ahirette hesap sorulacak ve ceza uygulanacaktır.

Dünyadaki bütün nimet ve imkanlar insanoğluna yalnız Allah Teala’ya kulluk ederek yaşaması için verilmiştir. Bu nimet ve imkanları asıl amacına uygun olarak kullanmayan insanlar nimetin kıymetini bilmemiş ve israfa sapmış olmaktadırlar.

İnsanoğlu sınırlandırılmış gücü ve iradesinin her zaman maddi ve manevi ihtiyaçlarına yetmemektedir. Bu nedenden dolayı insanoğlu hem diğer insanlardan hem de insan üstü güçlerden medet istemek ve yardım almaya zorunda hissetmişlerdir. Ancak insanaların bu kaynaklardan yardım istemesinde ve almasındaki usuller, benimsediği sistem ve yollar, İlâhi irşada uymadıkları zamanlarda şirke ve kötülüğe düşmelerine neden olarak bir çok batıl din ve sistemi ortaya çıkartmıştır.

Bu ayette ibadet ve yardım isterken yöneleceğimiz tek ve doğru olan adresi bize açıklamakta, tevhidi, yalnızca bir olan Allah’a sığınıp yönelmeyi ve ibadet etmeyi öğretmektedir.

Ayette ki ederim dilerim gibi tekil kelimeler yerine ederiz ve dileriz şeklindeki çoğul kelimelerin seçilmesi iman eden Müslümanların bir bütün olduklarını bu nedenle de bir birlik içinde hareket etmelerine dikkat çekmektedir. Burada biz olarak geçen topluluk iman ile birbirine bağlanan Müminlerdir. “Allah’ın kulları, kardeş olun” anlamına gelen hadisi şerif bu manaya açıklamaktadır. Müslümanlar kardeş gibi birbiriyle yardımlaşır ancak herkes elinden gelen yardımı ve nimetlerin aslında Allah’tan geldiğinin O dilemediği müddetçe kimsenin kimseye bir şey veremeyeceğinin bilincindedirler.

 

İnsanlar maddi ve manevi hayatlarını yaşarken doğru yolda olduğu gibi çeşitli yanlış yollara da düşerek hatalı veya saptırıcı yollara da gitmiştirler. Doğru yoldan sapma ve yanılmada ilk sebep insanoğlunun kendini yeterli olarak görmesi, bilgi ve güç almak için Rabb’ine yönelmeyi kabul etmemesidir.

“Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek ille de azgınlaşmaktadır! Oysa (kuldaki) her şey yalnız rabbine aittir (O’na dönecektir)” (Alak 96/6-8).

“Bize doğru yolu göster” duası aynı zamanda Allah Teala Hazretleri’nin kullarına irşadı ve uyarısıdır. Eğer insan kendi kendisine yeterli olsa idi, doğru yolu tespiti ve ona ulaşması için bir başkasına ihtiyacı söz konusu olmazdı. Allah Teala Hazretleri bu talimatı vermesi sebebiyle kulun yapması gereken İlah’i irşadı dinlemek, insani bilgi ve becerilerini(kabiliyetlerini) bu irşat yolunda kullanarak O’nun tarafından sağlanan imkanları gerektiği gibi kullanarak doğru yolda yürümesidir. Sırat-ı Müstakim doğru yol demektir. Tek doğru yol ise İslam’dır. Allah Teala, Hazreti Muhammed Sallallahi Aleyhi ve Sellem öncesinde göndermiş olduğu diğer peygamberlerin de getirmiş olduğu dinlerin adı İslam’dır. Allah’ın peygamberleri ile kullarına gönderdiği dinlerin genel adı da İslâm’dır. Yaratan ile yaratılan, Allah ile kul, akıl ile vahiy, hürriyet ile cebir, haksızlık ile adalet, iyi ile kötü… ancak İslâm’da yerli yerine konmuş, doğru ilişkiler ve dengeler kurulmuş, kurulma yolları gösterilmiştir.

 

Fatiha suresinin anlamı, Fatiha suresinin tefsirini içeren bu sayfamızı okuduğunuz için teşekkürlerimizi sunar bizleri de dualarınızdan eksik etmemenizi rica ve temenni ederiz. Burada bulunan Fatiha Suresinin Anlamı, diyanetin internet sitesinden alınarak sadeleştirilmiştir. Fatiha suresinin tefsiri için elbette ki bu kadar az kelam yetersiz kalacaktır. Fatiha suresinin tefsiri için ciltler dolusu kitaplar yazılmış, tefsir alimleri tarafından çok detaylı şekillerde anlatılmıştır. Tavsiye ederiz ki bu konuyu daha detaylı olarak kavrayabilmek Fatiha suresini hakkıyla anlayabilmek için büyük bir eser edinerek okuyunuz.